Kasım 23, 2010
Nisan 25, 2010
TSK’nın Bedelli Çıkmazı,
Genelkurmay başkanı sn İlker Başbuğ gene kendine yakışan bir açıklamaya imza attı. 250 bin kişinin ihtiyacı olan bir konuda ki ailelerini de hesaba katarsak milyonu aşar, tek kişilik bir karar mekanizmasından sonuç çıktı. Bunun ne kadar demokratik olduğu tartışılır.
Gelelim konumuza,
Türkiye’nin komşularıyla sorunu yok, hepsine vizesiz gidilebiliyor. Özellikle en can düşmanımız Yunanistanla askeri ilişkilerimizin gayet iyi olduğunu biliyoruz. Nato üyesi iki ülkenin savaşma ihtimali sıfırın altında. İt dalaşına bakmayın siz. İsraille ordunun kanka durumu zaten belli. Tatbikatların iptal edilmesi halkın tansiyonunu düşürmek için iç pollitika malzemesi olarak algılandı. Türk ordusunun israil ortaklığından vazgeçmesi mümkün değil. Amerikan ihtiyaç fazlası modeli geçmiş silahlarının israilde modernize edilerek ordu envanterine sokulması ile modern ordu aldatmacası sürüyor. Danışıklı dövüş söz konusu.
Soğuk savaş bitti, Amerika Rusya eski düşman yeni dost. Birlikte yol alıyorlar. Birileri bizim komuta kademesine soğuk savaşın bittiğini haber vermelidir.
Nükleer silahların azaltılması konusunda indirim anlaşması imzalandı. Zaten bizim öyle bir silahımız veya o alanda bir iddiamız da yok.
Askerin görevi iç ve dış güvenlik olmasına rağmen maalesef askerler siyasetle, anayasayla ilgilenmektedir. Konuşmadıkları, karışmadıkları konu (türban, katsayı, meslek lisesi, imam hatip lisesi) kalmamıştır. Askerimiz dünyada bir numaradır. Çünkü siyasetten anlar, dinden diyanetten, eğitimden felaket anlar. Anlamadığı bir tek konu başarısız olduğu terörle mücadeledir. O konu askeri olduğu için sanırım! Türkiye’de her alanda özelleştirme adet olduğu üzere yakında bu konuda da Türkiye yabancı ülke ordularına bu konuyu havale edebilecektir. Mayın temizleme konusunda yetersiz olduğumuzu ve bir Amerikan Şirketine yaptırmamız gerektiğini belirten bizzat belirten Türk Genelkurmay Başkanıdır. O zaman düşünelim, mayın temizleme konusunu yabancı bir orduya ihale edebiliyorsak bunu teklif edebiliyorsak neden terörle mücadele için yabancı bir ordu tutmayalım. Parasıyla değil mi? Amerikan ordusundan 10 bin kişi parayla kiralayalım ki onlar zaten “paralı asker” , gelsinler güneydoğuyu teröristten temizlesinler. Biz mi? biz zaten onların levazımatçısı değil miyiz? Yani stratejik ortağı.
Kendilerinin savundukları ve bedelli askerlik için oluşturdukları ve kendi inandıkları terörle mücadele konusu ise tam bir komedidir. Bu konuda tam bir başarısızlık sergilemişlerdir. İsrail ve Amerika ile stratejik olan bir ordunun ortaklarının yöntemlerine bakıp tam tersi bir taktik izlemesi düşündürücüdür.
Ordunun terörle mücadele taktiği, oyalayıcı, sürekliliği sağlayıcı, önleyici değil yönlendiricidir. Ordu terörün bitmesini asla istememektedir. dağdaki terörist sayısı kaçtır, ordunun sayısı kaçtır. Örgütle ordu arasındaki farklara bakarsak mühimmat, silah sayısı, asker sayısı gibi kriterlere bakılırsa başarısızlığı sorgulamak gerekir.
ABD gibi ülkede genelkurmay başkanı başarısız bulunup görevinden alınabilmektedir oysa.
Terörle mücadeleyi kendi varlığının devamına bağlamış bir komuta kademesi var. Mevcut antidemokratik anayasanın devamı ile de koltuk konforunun devamını garantilemiş bir ordu var. Kendilerini garanti altına almak için anayasa mahkemesi, danıştay, yargıtay. CHP, YÖK, HSYK, Barolar hep birlikte organize hareket etmektedirler. Bunların ortak çocuğu illegal ergenekon’u da ilave etmek gerekir. İktidarlarının devamına gelebilecek en ufak iç tehditte hepsi bir ağızdan bağırmaktadırlar. Kuvvetler ayrılığı falan filan derken kuyruğuna dokunan durumlarda hepsi birleşip Voltranı oluşturabilmektedir. Öyle ayrı ayrı durduklarına sakın bakmayın.
Her basın toplantısına şehit haberi düşürmek zor olmasa gerek, tabi bunun için vicdan gerekir. Vicdanlı bir komuta kademeniz yoksa kendi askerinize mayında döşersiniz, sahte operasyonda. Özrü kabahatinden büyük derler ya işte bunlar böyle. Hepsi danışıklı dövüş
Bedelli lafı ağızdan çıkar çıkmaz, ASAL asker ihtiyacının yüzde 65 ini sağladığını açıklar. Bu açıklama zaten yıllar önce yazılıp her durumda temcit pilavı gibi ortaya sürülmektedir. Bakın 1 yıl önceki açıklamaya harfi harfine aynı. Beşir Atalay’ın anıtkabir defterine geçen yılki yazıyı tarihiyle beraber aynen koyması gibi.
TSK nın en büyük hatası nedir biliyor musunuz; yukarıdaki kurumlar dışında basından arkasına taktıklarından dolayı halkın nefretini günbegün arttırıyor, Uğur Dündar, Sabih Kanadoğlu (o da artık medyacı), Ruhat Mengi, Yazgülü Aldoğan ve Yılmaz Özdil gibi medyayı silah olarak kullanan, genelkurmay başkanını bile kendi emir eri gören yandaş, şakşakçılık yapan gazeteci, haberci ne derseniz onlardan medet umması.
75 milyonluk dev bir ülkede ordu halkına dayanmalıdır. Ama bizim ordumuza halk bile sırtını dayayamıyor. Ordunun tek yaptığı yıllardır bir ideoloji empoze etmek, halkı kendi istediği yönde şekillendirmek. Oysaki kendileri sadece 1 milyon, komuta kademesini düşünürsek sayı çok az. O zaman şöyle bir çıkarma yapsak yanlış olmaz. TSK kendi ideolojisini dayatmaktan çok belli belli bir kesimin ideolojisinin dayatılmasında kullanılmaktadır.
Ordunun belli bir kesimin elinde oyuncak olması, belli çıkar gruplarını kendi halkına karşı savunması kadar kötü bir durum olamaz. Bunu nerden anlayabiliriz. Şurdan: sayın gazeteci Ruhat Mengi, “on kere çaldırdım telefona bakmadı ona şeyi soracaktım” diyebiliyor. Bu yazar genelkurmay başkanından sayın İlker Başbuğ diye değil “ona” diye bahsediyor. Bu konuşma tarzı Ruhat Mengi ve onun gibilerin orduya ne gözle baktıklarını gayet iyi gösteriyor. Yazık ki Başbuğ ona mesaisini ayırmış. Ve olasıdır ki Ruhat Mengi’nin “şunu yapmalısınız, bunu yapmalısınız” tarzı emirlerinden sıkıldığı için telefonuna çıkmamış. Zaten birçok kurum genelkurmaya ne yapacağını öğretmeye çalışıyordur. “Ordu Göreve” demek ne demek ki? Ve ne yazık ki Ruhat Mengi Başbuğ’un cebini almamış. Oysa arada sırada çağrı atardı. Başbuğ onu aradığında arkadaşı gibi konulabilirdi. Ama bu alışkanlıklar cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yaşandı. Başkasını adam yerine koymama yani. Askerler “Cumhurbaşkanım!” yerin “Cumhurbaşkanı” diye selam durmuş, CHP li Deniz Baykal köşke çıkmayacağını “Cumhurbaşkanım değil” diyerek öne çıkarmış. Genel olarak peygamber öncesi cahiliye devri adetleri bunlar. Postmodern cahiller diyebiliriz. O zaman da Hz. Muhammed paygamberliğini ilan ettiğinde “Bizim kabileden olsa peygamberliğini kabul ederiz”, “Bir peygamber çıksa bizim kabileden çıkardı” anlayışına ne kadar da benziyor.
Bizim basının hastalığı; orduyu eleştirirler ama toplantılarına katılmaktan, onlarla röportaj yapabilmekten, akredite olmaktan daha doğrusu ordu tarafından kutsanmaktan oldum olası zevk alırlar. sanki diğer arkadaşlarına karşı bir rütbe almış gibi hissederler kendilerini. Kimilerinde o rahatlığı görürsünüz, kimisi iyice yalakalaşmıştır, sırtını orduya dayamış olmanın rahatlığıyla.
Polislere askerlik yok, peki ya doktorların suçu ne, onlarda askerliklerini hastanelerde yapsınlar. Hakim, savcı ve avukatların suçu ne onlarda adliyelerde yapsınlar askerliklerini. Paki ya yeni nesiller yetiştirecek olan öğretmenlerin suçu ne, onlarda askerliklerini öğretmenlik yaparak okullarda tamamlasınlar. Eşitlik nasıl sağlanacak peki kim kaldı geriye. Esnaf, İşçi, Memur, orta ölçekli işletme ve şirket sahipleri. Ordu 40 yıldır ülkenin şekillendirilmesi ile ilgileneceğine, profesyonel ordu nasıl kurulur, askerlik hizmeti nasıl “vatan borcu” olmaktan çıkarılır bir sosyal hizmet haline getirilir bunun için çalışmalıydı. Oysa bugün hala parası olan, zengin gibi ifadelerle bedelli sürecinin önü tıkanmaktadır. Oysa bedelli askerlik bekleyenlerin analizi yapılırsa öyle pekte aralarında zengin sayılabilecek kimse yoktur. Zaten zenginler çürük raporu aldılar, dövizli askerlikten yararlandılar veya başka yöntemlerle askerliklerini tamamladılar. Diğer grup ise zengin olmayıp hayatını, işini, ailesinin bulunduğu durumu koruma gayretinde olan kişiler.
İktidar indirmek için batı çalışma grubu, ergenekon gibi örgütler kurulacağına, önüne gelen herkes fişleneceğine halkın ihtiyaçlarına göre düzenleme yapacak çalışma grupları oluşturulabilirdi.
Genelkurmay aldığı tek yanlı ve yanlış kararlarla halkı arkasına değil karşısına almayı tercih etmiştir. Sürekli halkın karşısında durmanın zorluklarını önümüzdeki yıllarda hızla yaşayacaktır. Türk halkı hızlı dönüşmekte ve bu değişim TSK nın istediği yönde değil aksi yöndedir. Ve bu fırtına TSK yıda vuracaktır.
İşsizlik had safhada, insanlar her gün işlerini kaybediyor, hergün intiharlar artıyor. Ölümler, ırza geçmeler, soygunlar, tacizler, tecavüzler ülkesi olduk. TSK nın o büyük fişleme grupları bunları görmüyor mu? Bize dokunmayan yılan bin yaşasın diyorlarsa yakına kışlalarda soyulursa o zaman anlarlar.
Bu sürece gelişimizdeki ordunun başrol oynadığını unutmamak gerekir. Maalesef sistem taşları bağlayıp hırsızları serbest bırakmıştır. İmam hatip liselerinden, kuran kurslarından, din ve ahlak derslerinden, cemaatlerden rahatsız olan kesimler, sosyal paylaşım sitelerinden, küresel fuhuşun türkiye şubelerinden, basın ve medyadaki ahlaksız ve çarpıklıklardan asla rahatsız değillerdir. Çünkü onların çocukları korunaklı okullarda, özel okullarda. Halk onların gündeminde değil.
Son bedelli açıklamasından dolayı
Genelkurmay başkanını kınıyorum. Çünkü her konuda 367 aranan bir ülkede 1 milyon kişinin geleceğini etkileyecek bir konuda, karar verme yetkisini sadece kendisinde gördüğünden dolayı. Kendini tanrı gibi hissetmiştir. Vebali boynuna. Bu kararı İsrail genelkurmay başkanının vermiş olmasını dilerdik. Ancak onlar Türk Halkının menfaatine aykırı bir kararı bu şekilde alabilirler.
Başbakanı kınıyorum, çünkü konuyu mecliste oylamak, referanduma götürmek, detaylı bir dosya hazırlamadan BAYKAL’ın dediği gibi acemi bir şekilde Başbuğ’a götürmesinden dolayı. Vebali boynuna. Bu açıklamalar genelkurmayın başbakanlığa değil aksine başbakanlığın genelkurmaya bağlı olduğunu da halka öğretmiştir.
Ordu şakşakçılarını kınıyorum, cam sarayların arkasında pasta yiyeyerek halkın ekmek bulamamasını önemsemeyen çakma gastecileri de kınıyorum. Çünkü onlar konu hakkında bir bok bilmezken, atmak serbest ya en fazla onlar atıp tutuyorlar.
Bedelli askerlik isteyenleri de kınıyorum. Yahu kardeşim, başbakanda genelkurmay başkanı da aynı kafadalar. Bunlardan bir halt olmaz. Konunun hukuki yanı nedir, yaş aralıkları nedir, ordunun mevcudu nedir, hangi konuda nereye ne şekilde başvurmak gerekir, hakları nasıl aranır, tsk ya karşı yapılması gerekenler nelerdir araştırılmalıdır. Bugün güzel de gelecekte yeni nesillerinde sadece askerlerin kulu ve kölesi olmasının önüne geçilmesi için alınması gereken önlemler nelerdir diye düşünmek gerek. Böyle gelmiş böyle gidecek demek 100 sonra kürdistanda kürtler uzaya çıktığından biz hala şehit haberleri okuayacağız, vatan sağolsun mu diyeceğiz? Başbuğ neyse 100 yıl sonraki generallerde aynı kafada olmayacak mı? Aynı kitapları okuyorlar, aynı ABD okullarında yetiştiriliyorlar. Kendimizi değiştirmeden ülkemizi değiştiremeyiz.
Askerliği vatan borcu, kışlayı peygamber ocağı, askerde öleni şehit oldu ritüelleriyle tanımlamaktan vazgeçmedikçe ordu en büyük din istismarcısı olarak kalacaktır. Modern Türkiyenin kurucusu Atatürk ülke yönetimini dini kurallar ve hurafelerden arındırılması konusundaki hassaslığı ordu tarafından yok edilmiş, Atatürk en büyük hurafe haline getirilmiştir. Adı, Hatırası, Mezarı ve herşeyiyle Atatürk bir promosyon aracı haline getirilmiştir. Türbe ve zaviyeleri kapattıran Atatürk’ün mezarı en büyük türbe haline getirilmiş, türbelerde yakılması günah ve haram olan mum yakmaya karşın Atatürk’ün mezarında 24 saat meşaleler yakılmaktadır. Hurafe ne varsa hepsi “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen o büyük adamın boynuna yaftalanmıştır. Çok yakında atatürkçü demek afrikada, hindistanda, çinde, nepalde tanrı heykelleri satan dükkanların adı olacaktır. “atatürkçü“
Peygamberin sancağı, kılıcı, sakalı şerifi, ayak izi kutsal değerlere nasıl bir ritüel uygulanıyorsa, Atatürk peygamberlik makamına çıkarılarak Atatürk’ün partisi, onun kurduğu, banka, onun kurduğu at çifliği, onun tuttuğu futbol takımı gibi kavramlar ortaya atılmaktadır. Yakın gelecekte ordunun halk üzerindeki şekillendirme çalışmalar başarıyla sonuçlanırsa! ki zor, o zaman CHP ye oy vermeyen zinhar ginaha girer diye Danıştay!dan bir fetva ile karşılaşabilirsiniz. yargıtayda üzerinden atatürk resmi olan bir “kağıt parçası“nı yere atmanın veya üzerine basmanın “suç” sayılacağı duyurusuyla karşılabiliriz. Tam yurdum insanı manzaraları bunlar.
Bu ülkede doğan hiç bir kişinin vatana borcu yoktur. Hepsi eşit vatandaştır. Doğuştan gelen haklar eşittir.
Eğitim parayla yapılmaktadır. devlet okullarının yıl içinde velilerden topladığı paralar özel okullarınkini geçmektedir. Döner sermaye ve yan gelirlerde cabası. Faturasız, kayıtsız. Üniversite öğrencileri kaçak elektrik su kullanarak diğer ihtiyaçlarını temin edebilmektedir. ODTÜ gibi üniversitede 2 öğrenci açlıktan bayılmışsa diğerlerini siz düşünün. Dershane borcu yüzünden intihar edenleri düşünün. Devlet ölenin ailesine bulgur ve makarna vermiş. Vatan için şehit olanın annesinden hiç bir farkı yok. Devlet aynı devlet. Yol su elektrik bulgur makarna devletin tanımı.
Sağlık hizmetleri parayladır. Parası olmayan ölüyor zaten. Gidin bakın acil servislere. Yazmaya bile gerek yok.
Adalet hizmetleri parayladır. Hukuk parası olanın düdüğünü çalar. Paran varsa ipten alırlar. Yoksa haklıysan bile ipe gönderirler. dava süreleri gines rekorlar kitabına girecek kadar uzundur. Her iki tarafı da yıllarca haraca bağlayan avukatlık ve adli sistem mevcuttur. Adalet parayla dağıtılmaktadır.
Askerlikte parayladır. Bakmayın mecburi gönüllü olduğuna. Bakanın şiirindeki gibi en altta ezilenler vardır şiirde, okuyan bakanın kendisinin ve arkadaşlarının çocukları o şiirde yoktur. Halkın çocukları dışında tüm askerler maaşlarını tıkır tıkır alırlar. Onca savaşmayı öğreten savaş okulları varken, o okullardan savaşmayı bilen binlerce genç mezun edilirken nedense terörle mücadelede bu savaş okulunda okuyup savaşmayı bilenler değil bunları emrine verilen bir nevi oyuncak edilen 3 günlük eğitimle terörist köpeklerinin önüne bir parça et gibi atılan gariban türk genci vardır. Ceza olsun diye eline mayın verilen acemi askeri düşünün, onun o anki sıkıntısını düşünün, onun sizin çocuğunuz olduğunu düşünün. O çocuğun bedeli nedir? Arkasını araştıran araştırmacı, soruşturmacı, ahlak timsali bir gasteci gördünüz mü?
Heleki askerlerin kayıt dışı ekonomi ile paraları ceplerine indirdikleri düşünülürse, “Alo çürük hattı” ile bir çığır açmıştır generaller. Dünyada benzeri yoktur. Yamyamlar bile böyle bir başarıyı sağlayamazlar! Onların bedelli askerliğe niye karşı olduklarını apaçık ortaya koymaktadır. Bedelli askerlikten gelecek para 2 milyar tl diyolar. Adam başı 7,500 eurodan bahsediliyordu. Oysa Kayıt dışı olunca bir kişiden dilediğin kadar alıyorsun. mesela 50 bin dolar. 75 bin TL. resmi rakamın 3 katı çürük raporu için veriliyor. demekki bedelli bekleyen 250 bin kişinin 3 te biri çürük raporu için bu parayı veriyorsa gene aynı rakamı buluruz. 2 milyar tl çürük raporu şebekelerine yani muvazzaf generallere gidiyor. Bir nevi örtülü ödenek. Bu generaller bunu tamamen bağımsız yapamazlar. Bu parayı tek başına yiyemezler. O zaman bu para bir örgütün parası gibi. Gayrıresmi işlerde, finansmanlarda kullanılmaktadır. TV kanalı kurulması, törenler düzenlenmesi, basın ve medyaya bahşiş dağıtılması gibi. Türkiyenin şekillendirilmesinde gereken finansman bu şekilde sağlanmaktadır. İllegal örgütlenmelerin tümünün kayıt dışı bir kaynağı vardır. Ergenekon gibi yapılanmalarında kaynağı vardır. Bu da onlardan biridir. Zaten bu suçtan hüküm giyen general duydunuz mu? Sadece çürük raporu alanlar suçlanıyor, olayda suç ortaklığı bile yok. Oysa çürük raporu alanlar GATAnın tezgah’ından geçmiyor mu? Tabip binbaşı, Başhekim, bir kaç albay, generaller… sürüsünün cezaevini boylaması gerekmez mi, böyle bir şeyi onaylamıyorsa genelkurmay suç duyurusunda bulunmaz mı? neden üstünü örtüyor meselenin çünkü konunun tarafıdır, muhatabıdır, suç ortaklarının hamisidir…
Eğer TSK ergenekon gibi örgütlerin parasal kaynağını kesmek isterse “bedelli askerlik” çıkarmak zorundadır. Aksi halde bir numaralı destekçisi, finansörü durumuna düşecektir. Kayıt dışı paranın kaynağı ve hedefini ortaya koymak zorunludur.
Her şeyi parayla olduğu bir ülkede kimsenin bu ülkeye “vatan borcu” yoktur. Ve olsa olsa bu vatanın bu devletin bu ordunun bu millete borcu vardır. Hem can borcu hemde vicdan borcu. TSK darbeci geçmişiyle kamu vicdanında sabıkalıdır. Her ne kadar gözümüzün bebeği desekte.
Ve gün gelecek TSK türk halkından, çaldığı yıllar, yok saydığı haklar, yok ettiği halklar için özür dileyecektir.
Türk milleti olarak haklarımızı, geleceğimizi, Türk kimliğimizi geri almak için ölmek pahasına çalışmak zorundayız. Ülkemizi ve geleceğimizi yabancı okullardan yetişip başımıza geçmiş siyasetçi, yazar, medyacı ile ABD okullarında okuyup başımıza tebelleş olmuş askeri zevata bırakacak değiliz. Gördüğümüz konuştuğumuz sokaktaki herkesin gördüğü ama konuşmadığı, konuşmaktan korktuğu şeylerdir.
Aydınlık günler gelecek. Bir kesimin paranoyasından, paniklemesinden, hırçınlaşmasından çıkan sonuç budur.
Nisan 21, 2010
Şubat 12, 2010
Sayın Başbakana, bedelli mektubumdur…
Sayın Başbakanım,
Yıllardır sizden beklediğimiz sizinde çözeceğim dediğiniz işler arasında öncelikli olan fakat sonra sonra unutturulan veya unuttuğunuz derdimiz, sizi de sıkıntıya giren şu bizleri özgürlüğümüzden eden, şerefimizden eden, teröristten de aşağı eden, duyduğumuzda artık hepimizi iğrendiren “bedelli askerlik” meselesi.
Adını anmaktan nefret ettik, bekleyende bekletende konuşmaktan nefret etti. Şöyle çalışıyorum şöyle vergi veriyorum saçmalıklarına girmeyeceğim, hiçbir para pul yaşama hakkı ve özgürlüklerden daha değerli olamaz. Bu tarz bir sorunun çözümünde paranın konuşulmamasını isterdik? Dilimize pelesenk olan “bedelli” kavramı bile sorunları çözmeye yönelik yeterli bir yaklaşım değildir. Doğrusu bu sorunların çözülmesidir, paralı veya değil ne farkeder.
Nasıl ki mali sorunlarda “mali milat” ilan ettik, nasıl ki terörün bitmesi için “açılım” yaptık, nasıl ki cezaevlerinde yatan mahkumları devletin şefkatli kollarını açıp “genel af” çıkardık, bu sorunun çözümü içinde benzer “şefkat” “merhamet” orijinli bir eylem koyulabilir ortaya.
Teröristlere yapılan açılım “bedelli açılım” değildi. affedildiler, geldiler, 1.sınıf vatandaş oldular. Genel af çıkarılan mahkumlarda bunun için “bedel” ödemediler. bedeli içerde geçirdiklerinde ödediler çünkü. Bu açıdan her günü esaret altında yaşayarak bir günde bin bedel ödeyenlerin benzer bir “eşit uygulama” beklemeleri de “vatandaşlık hakkı” değil mi?
Peki biz napalım. Görevimizi zamanında yapamadık, şartlarımız uymadı, işimiz, gücümüz, ekonomik durumumuz; artık neleri sıralarsak sıralayım derdi olmayana hepsi bahane.
- Biz şerefsiz miyiz?
- Vatan haini miyiz?
- Terörist miyiz?
Biz de ülkemize hizmet ediyoruz. Biz askerlik sorunumuzu çözmek istiyoruz, suçlu muyuz? Beyazıt Öztürk suçlu mu? bedelli askerlik yaptı. Tarkan Tevetoğlu suçlu mu? Oda aynı. Bu kişilerin yurtdışı çıkış yasağı var mı? Devlet bunları kovalıyor mu? Hayır. Onlar iki örnek. Peki ya binlerce bedelli askerlik yapan vatandaşlarımız suçlu mu? Değilseler bizlerde aynı haklardan yararlanmak istiyoruz. Suç değil hak olarak görüyoruz.
Sayın Başbakanım,
Sizin bu türden sorunuz olmaması ne güzel. Baba olarak çok mutlusunuzdur. Ancak bizim ana ve babalarımız mutlu değil. Suratımız asık, kalbimiz kırık. Ayağımız zincirlere bağlı. Ne istesek yapamıyoruz.
Bu konuda her konumda, her platformda, tv kanallarında derdi olanlar konuşamadı, konuşturulmadı, susturuldular. Anchormanların tarafgirliğine kurban edildiler. Sessiz haykırışlar doldurdu hep evleri. Evinden ailesinden, sevgilisinden, çocuklarından, işinden gücünden uzaklaşan, antisosyal bir hale gelen bizlerin sorununu sizden başka çözecek bir makam da göremiyoruz.
Genelkurmay başkanı ile başbaşa vermiş emasya protokolü sorununu çözmüşsünüz. Basından böyle okuduk sizin ağzınızdan. Aynı şekilde bizim sorunlarımızı çözmekte neden başarılı olunmuyor diye düşünüyoruz. Savunma bakanının konuyu rafa kaldırma veya sümen altı etme gayretlerini anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu bakanlığın görevi bu konuda hükümetle genelkurmay arasında mekik dokuyarak gerekirse gündüzüne gecesini katarak bu soruna çözüm bularak binlerce doğrudan ve dolaylı olarak yüzbinlerce kişinin takdirini kazanmak olmalı değil mi? Hayır duaları da cabası.
Yaş kemale erdi. Sigortamızı ödeyip emekli olmayı bekleyeceğimiz yerde, “askerlik” sorunlarımızı çözüp hayatımıza devam edebilmeyi hayal etmekle geçiyor günlerimiz. Gelecekle ilgili bir hayal böyle mi olmalıydı? Bu mudur yüzbinlerce Türk Vatandaşının kurması gereken hayal? Devletin halkına verebileceği hayal gücü motivasyonu bu kadarcık mı?
Söyler misiniz 40 yaşına gelmiş bana, şimdi işimi, gücümü bozarak, hayatımın öncesinde yaptığım her şeyi bundan sonra yapamayacak hale getirerek daha doğrusu bundan sonraki hayatımda beni “sosyopsikolojik ölü” olarak yaşatmakla kimin eline ne geçer? Bunun cevabını bilemiyorum? Bu şekilde aşağılanarak yaşamak, bizi yolun sonuna götürmekte.
Bu şekilde “askerlik” yapsak bize ne katkısı olacak. Geçmiş yıllarda çıkan askerlik uygulamaları acaba sadece bir kaç ünlü ve zengin çocuğu için miydi? Mevcut uygulamalara bakınca bu geliyor aklına insanın. Ordunun ihtiyacı söz konusu edilerek engellenen uygulama bir kez de “halkın ihtiyacı” göz önüne alınarak uygulanamaz mı?
Bu kadar gaddar ve vurdumduymazlıkla yaklaşılan “askerliğini yapmamış kişiler“in günahı nedir? Bir treni kaçırmış olmak mı? Askerliğini yapmamış insanları teröristlere reva görülmeyen uygulamalara maruz bırakmanın nedeni ne olabilir?
Sayın başbakanım, dedim ya sonuna geldik, bu soruna çözüm bulmak konusunda ki şahsen sizin sessizliğiniz de ümit kırıcı oldu. Dedik ki kendi çocukları askerliklerini yaptığı için gerisini artık düşünmüyor artık.
Ancak artık bizlerde hayatın gerisini düşünecek çizgiyi de epey geçtik. Bıçak gırtlağa dayandı. Birileri sesimizi duymaz veya duymazlıktan gelirse bu gizli ve derin sosyal yara bir çok can yakacaktır.
Evimden ayrıyım, eşimden ayrıyım, çocuklarımdan ayrıyım, Mahallemden sokağımdan ayrıyım, Çalışmaktan zevk alamıyorum artık. Hayat sadece borçları ödemekle geçiyor. Ekonomik borçlarımızı öderken bile her gün, her saat her dakika aklımızda bir sorun. İnsan içine karışsak, kiminle karşılaşsak hep o aynı malum soru. “Ne zaman gideceksin?” Bıkmadılar. 40 yaşına geldik 20 senedir hergün, her hafta, her ay aynı soruyla karşılaştık. kimseye meram anlatamadık. Sırf bu sorularla muhatap olmamak için, başımızı önümüze eğmekten bıktığımız için bile ölümü göze alabiliriz artık.
Size dertlerimizi ne şekilde dile getireceğimizi inanın bilemiyoruz. Herkesin bir derdi var içinde, bilemiyorum ama kendi adıma konuşabilirim ki sayın başbakanım yolun sonunda geldiğimi hissediyorum. kendime güvenim kalmadığı gibi sosyal çevre içinde de kimseye güvenim kalmadı. Yaşıyor muyum öldüm mü bilmiyorum, Ruh gibiyim. Nasıl bir travma yaşadığımı anlatamam, anlatsamda anlayacağınızı sanmıyorum. Zaten kime anlatmaya kalkabilirsin. Herkesin bir yorumu var.
Bu kriz ortamında “işini kapat git” diyen mi istersin, “paşa paşa yapacaksın” diyen mi, ama işin en kötüsü sayın başbakanım “kestirdin mi” diyen mi istersiniz… başka şeyler diyen, ima eden mi? Hangisinden isterseniz hepsinden eleştiri var. Kişilik haklarımız, insanlık haklarımız epey su aldı. Ters bakışlar, müstehzi gülüşmeler, sessiz dedikodular apaçık eleştiriler. Herkes kendi penceresinden bakıyor. Açığınızı buludular ya artık, batırın bıçağı batırabildiğiniz kadar….
Peki ya şehit haberleri aldığımızda duyduğumuz suçluluk hissi ne? Toplumun yüklediği psikojik bir tepki mi, mahalle baskısı mı? Bazen acaba onları biz mi şehit ettik diye düşünüyoruz? Çünkü ne zaman “bedelli askerlik” gündeme gelse, nedense kamuoyu önünde yapılan basın toplantılarına “şehit haberleri” düşmekte, düşürülmekte! Sanki bir gizli el bu talebi boğmak için bu askerleri şehit etmekte. Bu ne müthiş zamanlamadır diye düşünüyorum? Bunun ayrıca araştırılması lazım.
Genelkurmayın ve sizin hükümetinizin kendi pencerenizden baktığınız gibi. Bir emekli general nasıl bakar bu pencereden. Tıkır tıkır emekli maaşını alan, sosyal güvencelere sahip, sosyal statüsü itibariyle kanal kanal gezip sorun hakkında tek satır bilgisi olmayan, hayatında üniforma dışında bir elbise giymemiş bir emekli general bu konuda ne düşünür, ne konuşur? Bu konuda bizim durumumuzda olan binlerce kişiyi nasıl anlayışla karşılar, onları savunur? Mümkün mü?
Bu ülkede böyle bir empatiye sahip bir kurum var mı?
Teröriste sempatiyle yaklaşan kurumların maalesef bize karşı empatisi yok. Umursanmıyoruz bile?
Kimsesizlerin kimi olma konusunda yarışan, ABD başkanına bile bu konuda tavsiyelerde bulunan siz sayın başbakanım kendinizi bizim yerimize koyabilir misiniz?
Oğlunuz bu konuda aynı durumda olsa dahi aynı hislere sahip olamazsınız? Çünkü onların arkalarında babaları var? Ancak bizim arkamızda duracak kimsemiz yoktur. Kimsesiz ve çaresiziz. İnanın hangi duvara başımızı vuracağımızı bilmiyoruz? Ama bu yolda yolun sonuna geldik. En azından benim için öyle. Şimdi düşünüyorum ne yapayım. Gelmişim kırkıma, işimi gücümü kapatayım, herkesle helalleşeyim gideyim kışla kapısına beni alın diyeyim. Nereye sürerseniz sürün diyeyim, iyi ama sonraki aylar süresince birikecek borçalarımı nasıl ödeyeceğim, bana bir kırk yıl daha hayat hakkı verirler mi? Siz verebilir misiniz? O kadar zamanımız asla olmayacak bunu sizde biliyorsunuz.
Yaşayamadığım elimden alınan özgürlükleri tekrar nasıl elde ederim. Önüme konan engeller için, uğradığım haksızlıklar için hangi mahkemeden hakkımı arayayım? Bu tarz bir hak hukuk olduğunu düşünebilecek bir mahkeme, bir hukuk sistemi var mı türkiye’de? Hiç sanmıyorum. Siz de sanmıyorsunuz, tecrübelerinizle sabit.
Bizim “ölmek” dışında bir seçeneğimiz kalmadı maalesef. Bu konuda sizden yardım beklemek sanırım yanlış anlaşılmaz. Siz başbakansınız, askerlik yapanlar dışında yapmayanların da başbakanısınız? Bu tam da kimsesizlerin kimi olmak durumudur?
Bu işi çözmek için bir çok haklı sebebiniz olabilir düşünürsek;
- Baba olduğunuz için; babalarımızın analarımızın yerine koyun kendinizi.
- Başbakan olduğunuz için: “Görevim zaten” der çözebilirsiniz isterseniz.
- İnsan olduğunuz için: böyle bir durumda yaşamak durumunda kalan, toplumun ördüğü duvarların köşelerinde sıkışan bizleri bu cendereden kurtarmanın her şeyden önce insanlık gereği olduğunu düşündüğünüz için.
Sebebiniz ne olursa olsun bu sorunumuzu çözmek için tüm dirayete, tüm yetkiye sahipsiniz? Bu soruna muzdarip vatandaşların istisnasız tümünden, ailelerinden oy aldınız? Bu sorunun çözümü noktasında görevden kaçınmamakla kimbilir kaç kişinin hayatının kararmasını engelleyebilirsiniz? Bunu bir hayata döndürme operasyonu olarak görebilirsiniz. Bu bir vicdani borçtur aynı zamanda.
Unutmayın ki hırsızlar, teröristler ve katiller bile bu ülkede bizden daha rahat yaşamakta ve her tür özgürlüğünü kullanabilmektedir. Oysa bizlerin tüm hakları, insan haklarına, temel özgürlüklere aykırı bir şekilde kısıtlanmaktadır.
Lüten sesimizi duyun, duyurun ama hazırlıksız üstü kapatılmaya sümen altı edilmeye çalışılacak çalışmalarla değil. Bu tür çalışmalar kalbimizdeki yaraları kapatmaya değil derinleştirmeye yaramaktadır.
Ama bu konuda ilk yıllardaki açıklamalarınızdan eser kalmadı. Sizde sustunuz. Deyin ki bize “sizin sorunlarınız bizi ilgilendirmiyor.”
O zaman asalım “vatan hainiyiz, şerefsiziz” yaftasını boynumuza, boynumuzuda asalım meclisin veya genelkurmayın duvarına. Başka ne yapalım. Aklıma gelen tek çözüm bu…
Sizi ve TC bireylerinin büyük bir bölümünü doğrudan ilgilendiren, kamuoyunun üstünde titizlik ve ciddiyetle hazırlanmış bu konuda, emasya protokolünün kaldırılması konusunda sayın İlker Başbuğ ile birlikte gösterdiğiniz özveriyi, yaşı yolun yarısını aşmış ama askerliğini yapamamış bizlerin mağduriyetlerinin giderilmesi, topluma kazandırılması, ekonomiye kazandırılması en önemlisi hayata döndürülmesi için bir “açılım” yapmanız konusunda sizden ricada bulunuyoruz. Bizi de hayata döndürün.
Kimsesizlerin kimi olmanızı arzu eden bir vatandaşınız
malisahin@akparti.org.tr
buro.mehmetalisahin@basbakanlik.gov.tr
aliyerlikaya@saglik.gov.tr
akim@akparti.org.tr
recep.akdağ@basbakanlik.gov.tr
rte@akparti.org.tr
receptayyip.erdogan@basbakanlik.gov.tr
alisahin@akparti.org.tr
buro.mehmetalisahin@basbakanlik.gov.tr
mehmet.hanifi.alir@tbmm.gov.tr
mustafa.said.yazicioglu@tbmm.gov.tr
muhammet.riza.yalcinkaya@tbmm.gov.tr
canan.candemir.celik@tbmm.gov.tr
selahattin.demirtas@tbmm.gov.tr
ali.ihsan.merdanoglu@tbmm.gov.tr
abdulmuttalipozbek@tbmm.gov.tr
sureyya.sadi.bilgic@tbmm.gov.tr
ayse.nur.bahcekapili@tbmm.gov.tr
alaattin.buyukkaya@tbmm.gov.tr
kemal.kilicdaroglu@tbmm.gov.tr
mehmet.muezzinoglu@tbmm.gov.tr
mehmet.ali.ozpolat@tbmm.gov.tr
hasan.kemal.yardimci@tbmm.gov.tr
huseyin.devecioglu@tbmm.gov.tr
ahmetbuyukakkaslar@tbmm.gov.tr
abdullah.cetinkaya@tbmm.gov.tr
huseyin.tanriverdi@tbmm.gov.tr
muharrem.selamoglu@tbmm.gov.tr
cemal.yilmaz.demir@tbmm.gov.tr
yilmaz.helvacioglu@tbmm.gov.tr
malik.ecder.ozdemir@tbmm.gov.tr
cagla.aktemur.ozyavuz@tbmm.gov.tr
Ekim 9, 2009
Hani her türk asker doğardı!
Harp okulu demek “savaş okulu” demek değil mi?, nasıl ne zaman kiminle ne şekilde savaşılacağı öğretilir bu okullarda yani. Ülkenize saldıranlara karşı kara hava deniz unsurlarıyla savaşmanın kuralları öğretilir. Bu okullardan mezun olanların savaşmayı ve hayatta kalmayı en iyi şekilde öğrenmiş olmaları gerekir düşüncemizce. Ülkemizde bunca savaş okulu varken sıradan hayatın tam ortasında kalmış, gençliğinin ortasındaki insanların “askerlik” icabınca 3 aylık eğitimden geçirilerek sözüm ona terörle mücadele adı altında en ön cepheye sürülmesinin akıl mantık ve izahını anlatabilecek bir insan yoktur.
Koskoca harp okullarında yani savaş okullarında yıllarca eğitim almış kişilerin bile tam anlamıyla intibak sağlayamadıkları düzene hayatının önceki bölümünde hiçbir şiddet yaşamamış, hiç bir silah kullanmamış, hiç askeri forma giymemiş belki “izcilik” bile yapmamış hayatının baharındaki gencecik çocukların 3 aylık bir eğitimle cepheye sürülmesi tam olarak adıyla sanıyla “cinayet“tir.
Güneydoğuda terörle mücadele için kullanılan birliklerin tamamının harp okullarından seçilmesi gereklidir. Sivil hayattan “askerlik” yapmaya gelen sade vatandaşların görevi seferberlik hallerinde ülkenin topyekün saldırıya maruz kaldığı durumlar için olmalıdır, son derece kısa ve takrarlayıcı olmalıdır. Sade vatandaşların uzman eğitimden geçirilmeden cepheye sürülmesine izin veren, yol açan hangi rütbeden ve her kim olursa hakkında soruşturma açılmalıdır.
Bu gün mahalle ortasında sıratan bie elektrikçilik yapabilmek için bile 3 yıllık meslek lisesi eğitimi almak gerekmektedir. Savaş ve savunma gibi en önemli alanlarda basit bir eğitimden geçirilen gençlerin ölümle burun buruna getirilmesi her şeyden önce “eğitim” sorunudur. Bu sorun bu işin başına gelen getirilen kişilerin “eğitimli” olmadıklarını, bu işe yetkin “ehil” olmadıklarını göstermektedir.
Son yıllarda savunma alanında görülen zafiyetler göstermektedir ki, TSK yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim alışkanlıkları, askeri bürokrasinin sivil bürokrasiye benzemesi, TSK nın görev sahası dışındaki alanlarla ilgilenirken kendi sahasındaki eksikliklerden bihaber kalması askeri alanda da reforma gidilmesi gerekliliğini gözler önüne sermiştir. Bu reforma gidilebilmesi için önce TSK Amerikadaki gib savunma Bakanlığına bağlanmalıdır. Protokol sırası önemli değildir. Görevini yapan vatanını en çok sevendir ilkesine paralel görev sorumluluğu geliştirilmlidir. Halkın vidan ve kutsal değerleriyle çelişen mensupların sürekli görev ve makamlara gelmesi Türk Halkına “askeri okullarda çocuklarımıza neler öğretiliyor?” benzeri düşünceler geliştirmiştir. Askeri okullardaki müfredatların içeriği hakkında halkın bilgi alma hakkına saygı çerçevesinde kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir.
TSK mensuplarının dış ülkeler bilhassa Amerikan okullarındaki eğitimlerine son verilerek TSK nın Türk Halkının iç ve dış güçlerce yönlendirilmesinde, Türkiyenin biçimlendirilmesinde bir araç haline getirilmesine engel olunmalıdır. Türk Halkının menfaatleri için gerekirse savunan ve gerekirse kimseden izin almadan saldıran, vuran yok eden bir güce, bir yapıya kavuşturulması yani GÜÇLÜ TÜRK ORDUSU’nun, TSK’nın yerini alması sağlanmalıdır.
Haber:
Kara Harp Okulu’nun ilk kez öğrencilerinin % 70′ini askeri liseler yerine sivil liselerden alması merak konusu oldu. İddiaya göre askeri liseyi bitirip Harbiye’ye devam etmeyen 550 öğrenciden 200′ü intibak eğitimine dayanamadı

Kara Harp Okulu’nun tarihinde ilk kez, askeri lise çıkışlı öğrencilerin, sivil liselerden gelen öğrencilere oranla azınlıkta kalması dikkat çekti. İddiaya göre Kara Harp Okulu’na devam etmeyen askeri lise mezunu 550 öğrenciden yaklaşık 200′ü, İzmir Menteş Askeri Kampı’ndaki ‘intibak eğitimi’ sırasında, yoğun eğitim programına dayanamayıp pes etti. Aileler de çocuklarını okuldan aldı.
AKŞAM dün ‘Sivil Harp Okulu’ manşetiyle, Kara Harp Okulu tarihinde yaşanan bir ilki duyurmuştu. Buna göre, yerleşik uygulamaların aksine Harbiye, bu yıl öğrencilerinin %70′ini kaynağı olan askeri liselerden değil, düz liselerden aldı. Kuleli ve Maltepe askeri liselerinden yalnızca 300 öğrenci Harbiye’ye girebildi. Bu durum ise ‘askeri liselerdeki diğer öğrencilere (550 ) ne oldu?’ sorusunu gündeme getirdi.
50 BİN TL’Yİ GÖZE ALDILAR
Okuldan ayrılan öğrencilerin velilerinin iddialarına göre, bu yıl 200 civarındaki askeri lise öğrencisi, Kara Harp Okulu’nun Menteş Kampı’ndaki intibak eğitimi sırasında okulu bıraktı. İntibak eğitimi için 18′er kişilik timlere ayrılarak ‘şok eğitimi’ne tabi tutulan öğrenciler, sıkı disiplin ve ağır koşullara dayanamadı. Eğitimlerin başladığı 7 Ağustos’tan sadece 10 gün sonra bazı öğrenciler velilerini arayıp kamptan ve okuldan ayrılmak istediklerini söyledi. 200 civarında öğrencinin ailesi de 50 bin TL tazminat ödemeyi göze alıp çocuklarını okuldan aldı. İntibak eğitimi sırasında okuldan ayrılan öğrenciler, özellikle ‘Sakarya ve Malazgirt’ taburlarından oldu.
DERECELİLER DE PES ETTİ
Velilere göre, okulu bırakan öğrenciler arasında, Kuleli ve Maltepe askeri liselerini dereceyle bitirenler de var. Kuleli’den ilk 10′da mezunu olan bazı öğrencilerin de okuldan ayrıldığı öne sürüldü.
Öte yandan, askeri yetkililer İzmir Menteş Kampı’ndan bu yıl ayrılan öğrenci sayısında geçmiş yıllara göre büyük bir artış olmadığını belirttiler.
EĞİTİM AĞIR, KOŞULLAR ZORLU
MENTEŞ kampında, manga ve takım seviyesinde muharebe düzenleri, mekanik nişancılık ve atış, komando, savaş beden eğitimi ile tatbiki liderlik konularında eğitim veriliyor. Subay adayları, dayanması oldukça güç psikolojik ve fizyolojik baskılar altına alınıyor. Tahammül sınırları zorlanıyor.
Barkın ŞIK / ANKARA





Mustafa Kemal aşağıdaki sözü Akşam gazetesi yazarı D