BEDELLİ SENDROMU
Bedelli sendromu gizliden gizliye toplumun içini kemiren bir hastalık haline gelmiştir.
Bedelli Sendromu: ekonomik, psikolojik sosyolojik nedenlerle askere gidememiş, görevini ifa edememiş kişilerin bir defa değil bin defa bedel ödemesi durumu.
Bedelli, sadece bir kanunun çıkmasını bekleyerek, kanun çıktıktan sonra uygulamadan doğan bir sıfat değil, bilakis tam isabetli, konu ilgili kişilerin şu an içinde bulundukları hallerini ve mevcut durumlarını kısaca özetleyen bir kelimedir.
Şu an temel görevlerini yapmamış, yapma imkanı bulamamış tüm vatandaşlarımız bedelli sendromu yaşamaktadırlar. Aslında bu kişilere vatandaşımız diyemeyiz, çünkü bu kişiler vatandaşlık özlük haklarından mahrum bırakılmaktadır. Apaçık olmasa da gizli bir engelleme – izleme politikası uygulanmaktadır. Bu durumda olan yaklaşık 500 bin ve 2,5 milyon oldukları tahmin edilen kişiler, demokrasiyle yönetilen ve demokratik olduğu öne sürülen ülkemizde maalesef teröristlerin, hortumcuların, fesatçıların, mafya elemanlarının yararlandığı haklardan ve bu sayılanlara sağlanan imtiyazlardan yararlanamamaktadırlar. Gitgide yaşam alanları daraltılarak psikolojileriyle, onurlarıyla insan ve kişilik haklarıyla oynanmaktadır. Sorun giderek basit bir kanun uygulamasından çıkıp insan hakları ihlaline dönüşmektedir. Çünkü bu görevi yapmamış, yapamamış olan kişiler bu görevi yapması için zorla alıkoyulmakta, zorlanarak, sürüklenerek gözlem altına alınmaktadırlar.
Bu kişiler yapamadıkları bir görevin bedelini bir kere ödemeyi kabul etseler de, devlet kademeleri ve genelkurmay bu isteği geri çevirmişler, bunun yerine bedellileri yaşadıkları her gün boyunca bedel ödemeye mahkum bırakmışlardır. Sözde ordunun ihtiyaçlarını öne sürerek çok basit, mesnetsiz ve temelsiz bir gerekçe ile halkın ve muhataplarının bedelli isteği geri çevrilmiş, kişilerin, ailelerinin ve genelde toplumun ihtiyaçları hiçbir şekilde düşünülmemiştir.
Oysaki toplumun genel isteği bedelli askerlik uygulamasının çıkmasıydı. Herkesin her kesimin beklentisi bu yasanın bir an önce çıkması idi. İllaki ayrıntılar olacaktı, detaylar olacaktı, uygulamanın nasıl yapılacağı yürütme konusunda planlar yapılacaktı, MGK da konuşulabilecekti. Hükümet ve ordu baş başa kafa kafaya gelerek bu toplumun en önemli sorularından birini daha önceki kanunla (Tarkan Kanunları) nasıl çözmüşlerse gene aynı şekilde çözecekti. Fakat bu beklentinin aksine hareket edildi. Genelkurmay halkın ihtiyacından çok kendi ihtiyacını düşündü, “gençler hadi şubeye” deyip dilekçe verdiren başbakan Erdoğan sonra çark etti ve en sonunda da meclise önerge getirmeyi düşünen milletvekili bizzat başbakanca engellendi. Olay kapatıldı yani. Öyle sanılıyor.
Oysa meclise önerge getirilip oylanabilirdi, bu da oldu MHP milletvekili meclise kanun teklifi getirdi, ama Devlet Bahçeli2den mi İlker Başbuğ’dan mı geldiği belli olmayan bir emirle teklif geri çekildi. Sorumluluğu üzerine almak istemeyen hükümet, paylaşmak istemeyen genelkurmay topu üzerinden atıp referanduma dahi götürebilirdi. Halk oylaması, yani referandumlar bunun için vardır. Halkın oyuna rağbet etmiyorsanız, sağduyusuna güvenmiyorsanız ne diye zırp pırt seçimler düzenleyip demokrasi oyunu oynuyorsunuz sayın politikacılar?
Yazarsın oy pusulasına “bedelli askerlik uygulamasını kabul ediyor musunuz?” diye koyarsınız ortaya sandığı sonucunu kabul edersiniz, herkes de kabul eder.
Şimdi Kıbrıs referandumunu yok sayabilir miyiz, sayamayız. Olmamışçasına eskisi gibi yaşayabilir miyiz? Hayır. Demek ki bu konunun kapanmış olması anlamına gelmez. Siz ne kadar gözlerinizi kapatsanız da, ağzınızı kapatsanız da sorun ortadadır. Ve gittikçe büyümektedir.
Halkın ihtiyacından kaynaklanan “bedelli askerlik” uygulaması isteğini reddeden devlet kademeleri bugün teröristine pişmanlık yasası, eve dönüş yasası bilahare çeşitli isimler ve vesileler altında işlenen suçları affetmeye çalışmaktadır. Yasalardan yararlanacak olan teröristlere devletin şefkatli kollarını açmışlardır. Burada unutulmaması gereken bu kişilerin 30 bin kişinin kanına girmiş olmalarıdır.
Yine aynı devlet, vergisini ödeyememiş olan vergi mükelleflerine çeşitli ödeme kolaylıkları ve yolları gösterip vergi barışı ilan etmiştir. Binlerce vergi mükellefi daha önce ödeyemedikleri vergilerini taksitle ödeme kolaylığına kavuşmuştur. Bu kanunla birlikte vergi yüzsüzleri de ödemedikleri vergileri çok daha uzun vadede ödemenin yolunu bulmuşlardır.
Yine aynı devlet 30 bin vatandaşının ölümüne sebebiyet vermiş, hakkında idam kararı almış olduğu bir kişiyi, terörist başı Abdullah Öcalan’ı bütün şefkati ve merhametiyle bağrına basmış, özel ada, doktor, yiyecekler tahsis ederek izzet ve ikramda kusur etmemiştir. Kimdir bu itibarlı kişi? 30 bin kişinin katlinden sorumlu APO. Peki ya hangi bedellinin vatandaşını öldürdüğünü duydunuz. Tek dertleri ailelerinin ve işlerinin dağılmaması, hayat düzenlerinin bozulmaması olan bu vatandaşlarımıza neden bir teröriste yapılan yaklaşım kadar bir yaklaşım sergilemiyorlar.
Yine aynı devlet, halkın parasını çalan hortumcuları da himayesine alarak hortumladıkları paraları ödedikleri, ödeme takvimi yaptıkları takdirde affedecekleri müjdesini veriyor. Ayrıca hortumcular, hortumladıkları paraları geri vermedikleri gibi, gözümüze soka soka şatafatlı hayatlarını yaşamaya devam edip, hapishaneleri düğün salonuna çevirerek mahkumiyetleri esnasında evlenip boşanabilmektedirler. Tam aksine bedelliler bırakın evlenmeyi hayal bile edemiyorlar (çünkü resmi işlemlerde zorluklar çıkartılıp, gerekli evrak düzenlemeleri yapılmıyor bu suretle devlet halkına karşı düşmanca tavır sergilemiş oluyor…)
Hortumcusuna şefkatli devlet bedellisini aynı haklardan uzak tutuyor. Nüfus ve vatandaşlık hizmetleri vermeyerek, kendi vatandaşlarına psikolojik işkence uygulamaktadır.
Bedelliler bedelini her gün ödemektedir. Bir çoğu evinden uzakta yaşamaya, bin bir bedel ödeyerek çalışmaya, haklarının kullanamaz duruma gelmeye, vatandaşlık kavramının anlamını bilmez duruma gelmeye itilmektedir.
Sadece bu hukuki engellemeler nedeniyle bile muhataplar Avrupa Mahkemelerine başvurabilirler.
Maalesef çeşitli kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından da sömürülmektedirler mevcut durum. Dolayısıyla bir defa ödemek istedikleri bedel her defasında tekrar ödettirilmektedir.
Kanunlarımızdaki uygulamalara bakılınca çoğu cezanın sonunda para cezasına çevrildiğini göreceksiniz. Adam adamı öldürür bir cezası vardır, bir de bakarsınız en sonunda ağır para(!) cezasına çarptırılmış. Bir görevi yapmamak veya yapamamak suç ise de bu suç para cezasına çevrilebiliyor, hortumcuya sunulan teklif sunulup ödeme planı istenebilir, teröriste yaklaşıldığı gibi evinden, ailesinden, ana babasından ve çoluk çocuğundan uzak bedellilere de eve dönüş yasası çıkarılabilir.
Devletin daha üst ve derin kısımları kendilerini ve halkı kandıracak bir kelime bulmuşlar konuyu kamuoyu gündeminden kaldırmak için, neymiş efendim eşitlikmiş. Neymiş kimisi verebilir kimisi veremezmiş…. İş bahane bulmaksa kolay bin bir tane bulabiliriz.
Bu nasıl eşitlikmiş ki, sadece belli bir kesim tarafından yapılan görevdir askerlik. Neden sadece sıradan vatandaş ölür. Belli bir kesimin evlatları canlarını vermektedir. Neden hep cami önlerinden kalkar şehit cenazeleri… Siz hiç cami dışında bir ibadethaneden bir şehit naaşının (!) kalktığını gördünüz mü? Saçma diyeceksiniz neden saçma olsun. Yasalar karşısında eşit sayıldığımız, TC’nin hamurunda payı olduğunu düşündüğümüz bir sürü gayrimüslim Türk Vatandaşı yok mu bu ülkede.
Hani ya bunlar askerlik yapmazlar mı? Yapıyorlarsa hani ya devleti için vatanı için ölmüş bir gayrimüslim TC kimlikli vatandaş. Yoktur, bulamazsınız.
Devlet erkanından, bürokratlardan, bakanlardan milletvekillerinden, hakimlerden, sayıştay, danıştaş, yargıtay devleti kendi malları gören, halkı sadece kendi yaşam güçlerini sağlayan ikinci sınıf insan topluluğu sayan bu üst tabakadan herhangi birinin çocuğunun devleti ve milleti için şehit olduğunu gördünüz mü?
Bunların çocukları askeri gazinolarda, otellerde, garnizonlarda, orduevlerinde şık papyonlu üniformalarıyla görev yapmışlardır. Ama sokaktaki sade vatandaş devletin bekasını üstlenmiş olan sade vatandaş hem üst tabakanın yaşaması için gereken parayı devlete vergi vererek hatta kazanmasa da vererek onların yaşamlarını sağlamakta ve sorgusuz sualsiz davul zurnayla onların güvenliklerini korumak için kendi evlatlarını feda etmektedir.
Güzel ülkemizde maalesef adam gibi bir düzen sağlamak bir vatandaş için oldukça zordur. Başbakanın deyimiyle taşı sıkıp suyu çıkarmak gerekmektedir. Ama elimize taşlar artık suyu çoktan suyu sıkılmış taşlardır. Devletin iki başlı olması ve aralarında yetki, güç, kuvvet tartışmalarının faturası halka kesilmiştir.
T.C. vatandaşı genç bir birey adam olabilmek için eğitim almak zorunda ve arzusundadır. Memlekette zaten okuyanın hali bile herkesin malumudur. Üniversite diplomalı manavlar, kasaplar, seyyar satıcılar. T.C. vatandaşı bir bireyin ekonomik hayata atılıp devletine vergi verir hale gelebilmesi için 30-35 yaşına kadar beklemesi gerekir. Oysaki Amerika ve Avrupa ülkelerinde bu yaş çok daha düşüktür. İlkokul Ortaokul Lise bitti mi olur yaş 17. Sonra üniversite hazırlık, 2 sene… Yanlış eğitim sisteminin sonucu olarak kazandığın bölüm istediğin bölüm değildir. Meslek liseli veya imam hatip liseliysen iş daha da zor. Diyelim ki kazandın o da iki senelik. Yetmez, senin istediğin bölümde değilse hadi bir de dört yıllık üniversite oku. Kazandıysan ve ailenin imkanı yoksa ne olacak hem çalışıp hem okuyacaksın. Gündüz çok isteyip okuman gereken üniversiteden derslerden kaytarıp! çalışacaksın para kazanacaksın ki üniversite harçlarını ödeyebilesin, kalan zamanlarında arkadaşlarından topladığın fotokopilerden ders çalışacaksın. Falan da filan gel de bitir, çok zor Türkiye’de yoksul çocuğu olmak, adam olmak çok ama çok zor. Oku oku peki yaş kaç oldu… 28-29, hele uzattıysan oldu sana 30. Sonra mı. İş hayatında olup bir de üniversiteyi okuyamadıysan. Bu kadar yeter deyip bari iş yapayım hayatımı kazanayım diyeceksin tabi herkes gibi. İş kurdun ev kurdun hayatın düzene girecek sanırsın olmaz, çocuk çoluğa karışır, hayatın düzene kavuşur sanırsın o da olmaz… hep başında bela dolaşır durur. Toplumun devletin her zaman önüne çıkardığı bir sorun bir soruyla karşılaşırsın askerlik sorunu ile.
Türkiye’de oku adam ol derler insana. Okuyana, adam olmaya çalışana saygı yoksa nedir bu okullar? Ne gerek var?
Türkiye’de iki kişi tanışır, tanıştıktan sonra kendi benliklerini, kimliklerini ifade etmeye kalkışırlar hemen… Kimsin nesin, mesleğin ne, hangi bilgisayar programlarını biliyorsun, kaç dil biliyorsun, hangi firmada hangi işte başarı gösterdin, kendinle övünebileceğin üç önemli özelliğin nedir gibi soruların cevapları yoktur kafalarında. Birkaç kuru askerlik anısından öteye gidemezler, o şakalarda askerlikte birbirlerine yaptıkları sulu eşek şakası tarzından anılardır. Bütün anılar birbirinin aynıdır. Koca 18 veya 15 aydan geriye kalana bakın adam koğuşta yaşadıklarından başka bir şey anlatamıyor. Türk Milleti olarak hiç bir şeyi başaramasakta sadece askerlik yapmış olmamız yeterde artar bir başarıdır. Bazıları için bu böyle olabilir. Hayatından köyünden kasabasından başka bir yer görmemiş, hiç bir bilgi ve donanım sahibi olmayanlar için evet büyük başarıdır. Ama ya aksi durum… 3-5 anısı olsun diye mi adamın 15 ay elini kolunu bağlayıp, 15 ay sonra kaldığı yere dönemeyeceği bir hayata atıyorsun. Sonrasına da sahip çıksana ey devlet. Etinden sütünden derisinden, kemiğinden, vergisinden algısından yararlandığın vatandaşlarına bari sana karşı en asil görevinde sahip çık…
Olmaz dimi… Mesela sana askerlik yaptığı sürede aç açık, mağdur ve perişan kalacak ailelerine hiç olmazsa asgari ücret kadar bir maaş bağla… Sana görev yaptığı süre içerisinde borçlarına işleyecek faizi önle. Kanun çıkart “vatani görevini yapan kişiye herhangi bir borçtan dolayı faiz ve gecikme zammı işletilemez” diye çıkart kanunu. Yine aynı kişilerin geride kalan çocuk ve ailelerinin oturdukları evlerinden kiraları ödemeyedikleri için atılmalarını önle yada sen öde ey devlet. Çocukları vatani görevde olan ana babaların ilaçlarını al, kışlık kömürlerini tedarik et. 15 ay sonra hayata kaldığı yerden devam edebileceğini ileri sürebiliyorsan, yapabilirsen yap ve zamanı durdur. Zaman dolup geri döndüklerinde hiçbir zarara uğramadan hayatlarına aynen devam edebilsinler.
Bunlar oldukça basit şeyler, ödemeside yapılmasıda kanun çıkartılmasıda çok kolay. Yeterki istensin.
Peki ya vatani görevini yapacak kişinin altında 5-10 kişi çalışıyorsa ve onlara ekmek veriyorsa bir şekilde ekonomiye katkı veriyorsa onun bu katkısını engelleyerek nereye varabilirsiniz.
Kapatılan bir işyeri, İşten (mecburen) atılan kişiler, piyasa borçlar bu örnekler çoğaltılabilir.
Bunların vebalini kim üstüne alacak..
Bedellinin bir suçu vardır, evet… kendini kurtarmayı vatanını kurtarmak olarak düşünmüştür. Ya tinerci hırsız, uğursuz çevresine zararlı biri olacaktır, yada okuyacak, adam olacak, bir iş sahibi olacak, kendine ailesine ve milletine yararlı olacaktır. Siz bir insana oku adam ol deyip te, sonra işi gücü bırak deyip hayatından 15 ay uzak tutacaksınız. Sonra geri döndüğünde anlatılan anılardan sonra “Eee şimdi ne yapacaksın. eski işine devam edebilecek misin, yerine birini almışlar” gibi durumlarla karşılaşacaklardır.
Mesleği askerlik olan bir asker için 15 ay ne kadar kısaysa, mesleği askerlik olmayan belli bir iş ve hayat temposunda, belli bir ödeme temposunda ve kendilerinin sorumlu olmadığı krizler içinde yaşayan, askerliği sadece vatanı düşmandan korunacağı zaman seve seve davulla zurnayla ölüme gitmek olarak bilen insanlar yani bizler için oldukça uzun bir zamandır.
Devletimizin kendi alacaklarına koyduğu faizler, gecikme cezaları, haciz cezaları, hapis cezaları vardır. Bankaların özel şirketlerin de aynı şekilde alacaklarına karşılık borçlulara getirdiği müeyyideler vardır. İşini kurmuş belli bir yere getirmiş temel askerlik görevini yapmamış olan kişilerin, ticaret yaparken mecburen alacaklı veya verecekli olduğu en az 10 adet kurum vardır. devlet, maliye, trafik, elektrik idaresi, su idaresi, telefon idaresi, ev sahibi, dükkan sahibi, mal ve hizmet aldığı kişi ve kurumlar… daha sayarsanız 10′uda geçtiği aşikardır.
Herkesin bileceği gibi bugün borcunu ödeyemeyenin yarınki borcunun bugünkünden yüzde kaç kat artacağı belli olmayıp astronomik cezalarla karşılaşılabileceği ortadadır.
Her hangi biri Türkiye’de bir anda hayatına virgül koyup 15 ay sonra aynı noktadan yaşamaya devam edebilir mi? Yaşamaya devam edebilir peki adamı yaşatırlar mı? Cevap verelim;
Adamın 10 milyonluk telefon borcu 15 ay sonra 200 milyon
20 milyonluk su borcu 15 ay sonra 300 milyon
Zaten adam kredi kartının asgarilerini ödüyordu 100 milyon 100 milyon taksitle.
1 milyar kredi kartı borcu en iyimse tahminler 15 ay sonra oldu mu sana 7-8 milyar.
diğer borçlarda buna keza
Çeki varsa çek kesmişse 3 ay sonraya, ödemedimi aldı başına belayı… 15 ay sonra gel hesabını ver çekin , önce bir güzel hapis yat, aklın başına gelsin diye. Sen kim iş yapmak ticaret yapmak kim diye… yata yata ödenir mi hayır? Çıktıktan sonra nasılsa ödetecekler… Ya alacaklıyla ya mafyayla başın belada demektir.
Söyleyin 15 aylığına kalp atışınızı durdurabilir misiniz? Tabiki hayır. Ekonomisi bozuk, demokraside sınıfta kalmış, devletinin her türlü yüzsüz uğursuz terörist, hortumcu vergi kaçakçısı ile barıştığı onların işlerini kolaylaştırdığı bir zamanda, toplumun 500 bin kişisini direk, 1,5-2 milyon insanını şu veya bu şekilde içine alan bir sorunu yokmuş gibi, sadece askeri karar, bir kurallar manzumesi, bir görev olarak görmek saçmalığından derhal kurtarmalıyız ülkemizi ve kendimizi.
Ülkemizdeki binlerce bedelli bekliyor, sağduyulu, aklıselim birinin aklı başında bir iş yapmasını bekliyor, bir de ne mi bekliyor?
Tarkan gibi bir popstarın çıkıp askerlik yapmamasını Amerika’dan gelmemesini her şeye rest çekip bedelli askerliği çıkartmasını. Tarkan kanunları kısaca.
Bugün vatandaşlar arsında eşitlik masallarını anlatanlar o günlerde Tarkan gibi popstarın konuyu en üst noktaya getirmesinden ve bütün bir gençliğe gönderilebilecek onlara göre yanlış bir mesajdan çekinerek kanun çıkarmışlardır.
Bugün bedelliler yeni bir Tarkan bekliyor, çünkü onlar popstar değiller. Onlar işlerinde güçlerinde, ailelerinin maişetlerini temin etmeye çalışan insanlar. Onlar vatandaşlık hizmetlerinden uzaklaştırılmaya çalışılsa da vergilerini veriyorlar.
Vatandaşının sosyal yaralarını sarmayan, vatandaşından korkan, vatandaşına şüphe ile yaklaşan devlet vatandaşını her alanda unutur ama vergi almaya geldi mi asla unutmaz, alır.
Peki çözüm ne olacak?
İstekler kabul edilsede edilmesede , bedelliler sesini çıkaramasa da yok sayılamazlar… 500 bin kişi dolaylı olarak ilgili 2 milyon kişi demektir.
200 bin nüfuslu KKTC kendi geleceği için referandum yaptı. Türkiye’de de referandumun geleceği yakındır. Türk devleti bayrağı okulu, camisi ve kışlasıyla birlik olmayı beceremediği sürece, yeni ve genç nesiller aidiyet duygusunu tadamayacaktır ve nasıl ki okuyup kendini bu ülkeden kurtarmaya çalışıyorlarsa bir gün belki bir referandumda topyekün ülkesini kurtarmak daha hür daha müreffeh bir ülke için oyunu kullanacaktır.
Oysa devletimizin (askeri ve bürokratı ile) başını ellerinin arasına alıp uzun uzun düşünmesi gerekir. “Her türlü teröristi affettik, cezaevi mahkumlarını affettik, vergi yüssüzlerini affettik, hortumculara af yolunu açtık… niye bedellilere af, eve dönüş yasası, pişmanlık yasası, suçun ağır para cezasına çevrilmesi, hizmetin başka değişik yollarla kişilerin hayatlarını kesintiye uğratmaksızın yaptırılması gibi alternatifleri hiç düşünmedik” diye düşünmesi gerekir.
Bir düşünmesi gereken askeri erkan ve genelkurmay başkanımızdır. Milyonları ilgilendiren toplumsal, sosyal, psikolojik ekonomik, uzantıları bulunan bu konuyu ki; konunun askeri boyutu diğer boyutlardan oldukça küçüktür, iyi düşünmelidir. Bu konu askeri toplantılarda masa üstünde teorik hesaplamalarla halledilebilecek kadar ufak bir sorun değildir. Toplum psikologlarına, sosyologlara, hukukçulara danışsınlar.
Ben bu kararı almış olsaydım, kararı alırken Yunanistan’a savaş ilan edip etmeyi düşünmekten daha zor olduğunu düşünür ona göre karar alırdım. Toplumu her yönüyle etkileyen bir konuda sadece siyasetçileri 1-0 geçebilmek için karar veremezdim. Ayrıca geniş bir kitleyi etkileyecek böyle bir kararı tek başıma dar bir masada almak istemezdim. Çünkü nihayi karar tamamen siyasidir. Kararı veren makam askeri. Sorun ise tamamıyla toplumsal içtimai bir konudur.
Ayrıca basın askeriye, meclis, bürokrasi arasında top gibi gidip gelen bir konuda hiç bir ciddi proje üretilmemiştir. Soruna çözüm bulmak için değil tüm kesimler siyasi rant açısından, basın ve medya ise reyting açısından yaklaşmıştır. Sonuçta çözüm değil çözümsüzlük, düğümlenme olmuştur.
Çıkıpta bir kimse bir başbakan, bir genelkurmay başkanı ne bileyim adam gibi bir adam yok mu, bir plan geliştirdik deyin isterse annan planı olsun adı ister başka bir şey, deyin ki şu şekilde bu görevi tamamlayacaksınız, yaş sınırlarına göre ayarların, bir şey yapın…
80 yıllık Cumhuriyet tarihinde bir çok darbeye imza atan ordumuz son olarak ta kendi özbe öz evlatlarının ve onlarla birlikte 2 milyon kişinin kalplerine vicdanlarına darbe indirmiştir.
Bu kararlarıyla, Türkiye teröristlerin kucağına düşmekten kurtulmuş, irtica tehlikesi savuşturulmuş, rejimin değiştirilmesi önlenmiş, muhtemel anarşik faaliyetlerin önüne geçilmiş, ekonomi de düzelmiş. hükümetin sesi kısılmış, halk pıstırılmış, vatan ve yavru vatan kıbrıs kurtarılmıştır. Gözleri aydın olsun…
Ülkenin mevcut siyasi iktidarından şunu istiyorum. Bedelli durumda bulunanlara yani askerlik hizmetini yapamayıp her gün başka başka bedeller ödemek zorunda bırakılanlara, dernek kurabilme hakkı tanınsın. Bu derneğe tüm bedellileri resmi temsil hakkı verilsin. Sorunlar masaya yatırıp teşhis konulsun… Olaki sivil yoldan bir çözüm yolu bulunurda bizler de devletimizde bu yükten kurtuluruz. Bu görev olmaktan çıkmış artık yük haline gelmiştir. Bu sorunu çözmezde başımıza gelen felaketlerde bizleri yalnız koyarsanız unutmayın ki bu yükün vebali hem dünya ve hemde ahirette sizlerinde omuzlarınıza yük olacaktır.
Teröristlerle, hortumcularla, vergi yüzsüzleriyle kucaklaşan, insan öldüren cezaevi mahkumlarını salıveren Türkiye Cumhuriyeti bu sendromu taşıyanları salıverme, affetme gücüne sahip değil midir?
Not: Bu yazımı yazdığım sıralarda TV’den Sabancıların 26 yaşındaki torunu Cem Sabancı’nın Bedelli olarak görev yaptığı sırada kalp krizinden öldüğünü duydum. Herkes ölümü üzerine konuşacak ama kimse neden bedelli yaptığını sormayacak. Hani ya bedelli askerlik yoktu.
Anavatan dışında yaşayan Türklerin dövizle askerlik yaptıkları malum. Türkiye’de sıradan vatandaşa verilmeyen bu hak bakın görüyorsunuz zengin ve ünlü olan herkese veriliyor demek ki? Hani ya eşitlik nerde sayın genelkurmay başkanım, başbakanım, hukuktan kıl aldırtmayan cumhurbaşkanım, milletvekillerim, bakanlarım….
Kamuoyuna saygılarımla
Ağzına ,diline,yüreğine sağlık değerli kardeşim…Allah yar ve yardımcımız olsun… Selam ve dua ile…
Comment yazan: Emrecannn — Ekim 7, 2009 @ 6:47 pm |