Genelkurmay başkanı sn İlker Başbuğ gene kendine yakışan bir açıklamaya imza attı. 250 bin kişinin ihtiyacı olan bir konuda ki ailelerini de hesaba katarsak milyonu aşar, tek kişilik bir karar mekanizmasından sonuç çıktı. Bunun ne kadar demokratik olduğu tartışılır.
Gelelim konumuza,
Türkiye’nin komşularıyla sorunu yok, hepsine vizesiz gidilebiliyor. Özellikle en can düşmanımız Yunanistanla askeri ilişkilerimizin gayet iyi olduğunu biliyoruz. Nato üyesi iki ülkenin savaşma ihtimali sıfırın altında. İt dalaşına bakmayın siz. İsraille ordunun kanka durumu zaten belli. Tatbikatların iptal edilmesi halkın tansiyonunu düşürmek için iç pollitika malzemesi olarak algılandı. Türk ordusunun israil ortaklığından vazgeçmesi mümkün değil. Amerikan ihtiyaç fazlası modeli geçmiş silahlarının israilde modernize edilerek ordu envanterine sokulması ile modern ordu aldatmacası sürüyor. Danışıklı dövüş söz konusu.
Soğuk savaş bitti, Amerika Rusya eski düşman yeni dost. Birlikte yol alıyorlar. Birileri bizim komuta kademesine soğuk savaşın bittiğini haber vermelidir.
Nükleer silahların azaltılması konusunda indirim anlaşması imzalandı. Zaten bizim öyle bir silahımız veya o alanda bir iddiamız da yok.
Askerin görevi iç ve dış güvenlik olmasına rağmen maalesef askerler siyasetle, anayasayla ilgilenmektedir. Konuşmadıkları, karışmadıkları konu (türban, katsayı, meslek lisesi, imam hatip lisesi) kalmamıştır. Askerimiz dünyada bir numaradır. Çünkü siyasetten anlar, dinden diyanetten, eğitimden felaket anlar. Anlamadığı bir tek konu başarısız olduğu terörle mücadeledir. O konu askeri olduğu için sanırım! Türkiye’de her alanda özelleştirme adet olduğu üzere yakında bu konuda da Türkiye yabancı ülke ordularına bu konuyu havale edebilecektir. Mayın temizleme konusunda yetersiz olduğumuzu ve bir Amerikan Şirketine yaptırmamız gerektiğini belirten bizzat belirten Türk Genelkurmay Başkanıdır. O zaman düşünelim, mayın temizleme konusunu yabancı bir orduya ihale edebiliyorsak bunu teklif edebiliyorsak neden terörle mücadele için yabancı bir ordu tutmayalım. Parasıyla değil mi? Amerikan ordusundan 10 bin kişi parayla kiralayalım ki onlar zaten “paralı asker” , gelsinler güneydoğuyu teröristten temizlesinler. Biz mi? biz zaten onların levazımatçısı değil miyiz? Yani stratejik ortağı.
Kendilerinin savundukları ve bedelli askerlik için oluşturdukları ve kendi inandıkları terörle mücadele konusu ise tam bir komedidir. Bu konuda tam bir başarısızlık sergilemişlerdir. İsrail ve Amerika ile stratejik olan bir ordunun ortaklarının yöntemlerine bakıp tam tersi bir taktik izlemesi düşündürücüdür.
Ordunun terörle mücadele taktiği, oyalayıcı, sürekliliği sağlayıcı, önleyici değil yönlendiricidir. Ordu terörün bitmesini asla istememektedir. dağdaki terörist sayısı kaçtır, ordunun sayısı kaçtır. Örgütle ordu arasındaki farklara bakarsak mühimmat, silah sayısı, asker sayısı gibi kriterlere bakılırsa başarısızlığı sorgulamak gerekir.
ABD gibi ülkede genelkurmay başkanı başarısız bulunup görevinden alınabilmektedir oysa.
Terörle mücadeleyi kendi varlığının devamına bağlamış bir komuta kademesi var. Mevcut antidemokratik anayasanın devamı ile de koltuk konforunun devamını garantilemiş bir ordu var. Kendilerini garanti altına almak için anayasa mahkemesi, danıştay, yargıtay. CHP, YÖK, HSYK, Barolar hep birlikte organize hareket etmektedirler. Bunların ortak çocuğu illegal ergenekon’u da ilave etmek gerekir. İktidarlarının devamına gelebilecek en ufak iç tehditte hepsi bir ağızdan bağırmaktadırlar. Kuvvetler ayrılığı falan filan derken kuyruğuna dokunan durumlarda hepsi birleşip Voltranı oluşturabilmektedir. Öyle ayrı ayrı durduklarına sakın bakmayın.
Her basın toplantısına şehit haberi düşürmek zor olmasa gerek, tabi bunun için vicdan gerekir. Vicdanlı bir komuta kademeniz yoksa kendi askerinize mayında döşersiniz, sahte operasyonda. Özrü kabahatinden büyük derler ya işte bunlar böyle. Hepsi danışıklı dövüş
Bedelli lafı ağızdan çıkar çıkmaz, ASAL asker ihtiyacının yüzde 65 ini sağladığını açıklar. Bu açıklama zaten yıllar önce yazılıp her durumda temcit pilavı gibi ortaya sürülmektedir. Bakın 1 yıl önceki açıklamaya harfi harfine aynı. Beşir Atalay’ın anıtkabir defterine geçen yılki yazıyı tarihiyle beraber aynen koyması gibi.
TSK nın en büyük hatası nedir biliyor musunuz; yukarıdaki kurumlar dışında basından arkasına taktıklarından dolayı halkın nefretini günbegün arttırıyor, Uğur Dündar, Sabih Kanadoğlu (o da artık medyacı), Ruhat Mengi, Yazgülü Aldoğan ve Yılmaz Özdil gibi medyayı silah olarak kullanan, genelkurmay başkanını bile kendi emir eri gören yandaş, şakşakçılık yapan gazeteci, haberci ne derseniz onlardan medet umması.
75 milyonluk dev bir ülkede ordu halkına dayanmalıdır. Ama bizim ordumuza halk bile sırtını dayayamıyor. Ordunun tek yaptığı yıllardır bir ideoloji empoze etmek, halkı kendi istediği yönde şekillendirmek. Oysaki kendileri sadece 1 milyon, komuta kademesini düşünürsek sayı çok az. O zaman şöyle bir çıkarma yapsak yanlış olmaz. TSK kendi ideolojisini dayatmaktan çok belli belli bir kesimin ideolojisinin dayatılmasında kullanılmaktadır.
Ordunun belli bir kesimin elinde oyuncak olması, belli çıkar gruplarını kendi halkına karşı savunması kadar kötü bir durum olamaz. Bunu nerden anlayabiliriz. Şurdan: sayın gazeteci Ruhat Mengi, “on kere çaldırdım telefona bakmadı ona şeyi soracaktım” diyebiliyor. Bu yazar genelkurmay başkanından sayın İlker Başbuğ diye değil “ona” diye bahsediyor. Bu konuşma tarzı Ruhat Mengi ve onun gibilerin orduya ne gözle baktıklarını gayet iyi gösteriyor. Yazık ki Başbuğ ona mesaisini ayırmış. Ve olasıdır ki Ruhat Mengi’nin “şunu yapmalısınız, bunu yapmalısınız” tarzı emirlerinden sıkıldığı için telefonuna çıkmamış. Zaten birçok kurum genelkurmaya ne yapacağını öğretmeye çalışıyordur. “Ordu Göreve” demek ne demek ki? Ve ne yazık ki Ruhat Mengi Başbuğ’un cebini almamış. Oysa arada sırada çağrı atardı. Başbuğ onu aradığında arkadaşı gibi konulabilirdi. Ama bu alışkanlıklar cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yaşandı. Başkasını adam yerine koymama yani. Askerler “Cumhurbaşkanım!” yerin “Cumhurbaşkanı” diye selam durmuş, CHP li Deniz Baykal köşke çıkmayacağını “Cumhurbaşkanım değil” diyerek öne çıkarmış. Genel olarak peygamber öncesi cahiliye devri adetleri bunlar. Postmodern cahiller diyebiliriz. O zaman da Hz. Muhammed paygamberliğini ilan ettiğinde “Bizim kabileden olsa peygamberliğini kabul ederiz”, “Bir peygamber çıksa bizim kabileden çıkardı” anlayışına ne kadar da benziyor.
Bizim basının hastalığı; orduyu eleştirirler ama toplantılarına katılmaktan, onlarla röportaj yapabilmekten, akredite olmaktan daha doğrusu ordu tarafından kutsanmaktan oldum olası zevk alırlar. sanki diğer arkadaşlarına karşı bir rütbe almış gibi hissederler kendilerini. Kimilerinde o rahatlığı görürsünüz, kimisi iyice yalakalaşmıştır, sırtını orduya dayamış olmanın rahatlığıyla.
Polislere askerlik yok, peki ya doktorların suçu ne, onlarda askerliklerini hastanelerde yapsınlar. Hakim, savcı ve avukatların suçu ne onlarda adliyelerde yapsınlar askerliklerini. Paki ya yeni nesiller yetiştirecek olan öğretmenlerin suçu ne, onlarda askerliklerini öğretmenlik yaparak okullarda tamamlasınlar. Eşitlik nasıl sağlanacak peki kim kaldı geriye. Esnaf, İşçi, Memur, orta ölçekli işletme ve şirket sahipleri. Ordu 40 yıldır ülkenin şekillendirilmesi ile ilgileneceğine, profesyonel ordu nasıl kurulur, askerlik hizmeti nasıl “vatan borcu” olmaktan çıkarılır bir sosyal hizmet haline getirilir bunun için çalışmalıydı. Oysa bugün hala parası olan, zengin gibi ifadelerle bedelli sürecinin önü tıkanmaktadır. Oysa bedelli askerlik bekleyenlerin analizi yapılırsa öyle pekte aralarında zengin sayılabilecek kimse yoktur. Zaten zenginler çürük raporu aldılar, dövizli askerlikten yararlandılar veya başka yöntemlerle askerliklerini tamamladılar. Diğer grup ise zengin olmayıp hayatını, işini, ailesinin bulunduğu durumu koruma gayretinde olan kişiler.
İktidar indirmek için batı çalışma grubu, ergenekon gibi örgütler kurulacağına, önüne gelen herkes fişleneceğine halkın ihtiyaçlarına göre düzenleme yapacak çalışma grupları oluşturulabilirdi.
Genelkurmay aldığı tek yanlı ve yanlış kararlarla halkı arkasına değil karşısına almayı tercih etmiştir. Sürekli halkın karşısında durmanın zorluklarını önümüzdeki yıllarda hızla yaşayacaktır. Türk halkı hızlı dönüşmekte ve bu değişim TSK nın istediği yönde değil aksi yöndedir. Ve bu fırtına TSK yıda vuracaktır.
İşsizlik had safhada, insanlar her gün işlerini kaybediyor, hergün intiharlar artıyor. Ölümler, ırza geçmeler, soygunlar, tacizler, tecavüzler ülkesi olduk. TSK nın o büyük fişleme grupları bunları görmüyor mu? Bize dokunmayan yılan bin yaşasın diyorlarsa yakına kışlalarda soyulursa o zaman anlarlar.
Bu sürece gelişimizdeki ordunun başrol oynadığını unutmamak gerekir. Maalesef sistem taşları bağlayıp hırsızları serbest bırakmıştır. İmam hatip liselerinden, kuran kurslarından, din ve ahlak derslerinden, cemaatlerden rahatsız olan kesimler, sosyal paylaşım sitelerinden, küresel fuhuşun türkiye şubelerinden, basın ve medyadaki ahlaksız ve çarpıklıklardan asla rahatsız değillerdir. Çünkü onların çocukları korunaklı okullarda, özel okullarda. Halk onların gündeminde değil.
Son bedelli açıklamasından dolayı
Genelkurmay başkanını kınıyorum. Çünkü her konuda 367 aranan bir ülkede 1 milyon kişinin geleceğini etkileyecek bir konuda, karar verme yetkisini sadece kendisinde gördüğünden dolayı. Kendini tanrı gibi hissetmiştir. Vebali boynuna. Bu kararı İsrail genelkurmay başkanının vermiş olmasını dilerdik. Ancak onlar Türk Halkının menfaatine aykırı bir kararı bu şekilde alabilirler.
Başbakanı kınıyorum, çünkü konuyu mecliste oylamak, referanduma götürmek, detaylı bir dosya hazırlamadan BAYKAL’ın dediği gibi acemi bir şekilde Başbuğ’a götürmesinden dolayı. Vebali boynuna. Bu açıklamalar genelkurmayın başbakanlığa değil aksine başbakanlığın genelkurmaya bağlı olduğunu da halka öğretmiştir.
Ordu şakşakçılarını kınıyorum, cam sarayların arkasında pasta yiyeyerek halkın ekmek bulamamasını önemsemeyen çakma gastecileri de kınıyorum. Çünkü onlar konu hakkında bir bok bilmezken, atmak serbest ya en fazla onlar atıp tutuyorlar.
Bedelli askerlik isteyenleri de kınıyorum. Yahu kardeşim, başbakanda genelkurmay başkanı da aynı kafadalar. Bunlardan bir halt olmaz. Konunun hukuki yanı nedir, yaş aralıkları nedir, ordunun mevcudu nedir, hangi konuda nereye ne şekilde başvurmak gerekir, hakları nasıl aranır, tsk ya karşı yapılması gerekenler nelerdir araştırılmalıdır. Bugün güzel de gelecekte yeni nesillerinde sadece askerlerin kulu ve kölesi olmasının önüne geçilmesi için alınması gereken önlemler nelerdir diye düşünmek gerek. Böyle gelmiş böyle gidecek demek 100 sonra kürdistanda kürtler uzaya çıktığından biz hala şehit haberleri okuayacağız, vatan sağolsun mu diyeceğiz? Başbuğ neyse 100 yıl sonraki generallerde aynı kafada olmayacak mı? Aynı kitapları okuyorlar, aynı ABD okullarında yetiştiriliyorlar. Kendimizi değiştirmeden ülkemizi değiştiremeyiz.
Askerliği vatan borcu, kışlayı peygamber ocağı, askerde öleni şehit oldu ritüelleriyle tanımlamaktan vazgeçmedikçe ordu en büyük din istismarcısı olarak kalacaktır. Modern Türkiyenin kurucusu Atatürk ülke yönetimini dini kurallar ve hurafelerden arındırılması konusundaki hassaslığı ordu tarafından yok edilmiş, Atatürk en büyük hurafe haline getirilmiştir. Adı, Hatırası, Mezarı ve herşeyiyle Atatürk bir promosyon aracı haline getirilmiştir. Türbe ve zaviyeleri kapattıran Atatürk’ün mezarı en büyük türbe haline getirilmiş, türbelerde yakılması günah ve haram olan mum yakmaya karşın Atatürk’ün mezarında 24 saat meşaleler yakılmaktadır. Hurafe ne varsa hepsi “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen o büyük adamın boynuna yaftalanmıştır. Çok yakında atatürkçü demek afrikada, hindistanda, çinde, nepalde tanrı heykelleri satan dükkanların adı olacaktır. “atatürkçü“
Peygamberin sancağı, kılıcı, sakalı şerifi, ayak izi kutsal değerlere nasıl bir ritüel uygulanıyorsa, Atatürk peygamberlik makamına çıkarılarak Atatürk’ün partisi, onun kurduğu, banka, onun kurduğu at çifliği, onun tuttuğu futbol takımı gibi kavramlar ortaya atılmaktadır. Yakın gelecekte ordunun halk üzerindeki şekillendirme çalışmalar başarıyla sonuçlanırsa! ki zor, o zaman CHP ye oy vermeyen zinhar ginaha girer diye Danıştay!dan bir fetva ile karşılaşabilirsiniz. yargıtayda üzerinden atatürk resmi olan bir “kağıt parçası“nı yere atmanın veya üzerine basmanın “suç” sayılacağı duyurusuyla karşılabiliriz. Tam yurdum insanı manzaraları bunlar.
Bu ülkede doğan hiç bir kişinin vatana borcu yoktur. Hepsi eşit vatandaştır. Doğuştan gelen haklar eşittir.
Eğitim parayla yapılmaktadır. devlet okullarının yıl içinde velilerden topladığı paralar özel okullarınkini geçmektedir. Döner sermaye ve yan gelirlerde cabası. Faturasız, kayıtsız. Üniversite öğrencileri kaçak elektrik su kullanarak diğer ihtiyaçlarını temin edebilmektedir. ODTÜ gibi üniversitede 2 öğrenci açlıktan bayılmışsa diğerlerini siz düşünün. Dershane borcu yüzünden intihar edenleri düşünün. Devlet ölenin ailesine bulgur ve makarna vermiş. Vatan için şehit olanın annesinden hiç bir farkı yok. Devlet aynı devlet. Yol su elektrik bulgur makarna devletin tanımı.
Sağlık hizmetleri parayladır. Parası olmayan ölüyor zaten. Gidin bakın acil servislere. Yazmaya bile gerek yok.
Adalet hizmetleri parayladır. Hukuk parası olanın düdüğünü çalar. Paran varsa ipten alırlar. Yoksa haklıysan bile ipe gönderirler. dava süreleri gines rekorlar kitabına girecek kadar uzundur. Her iki tarafı da yıllarca haraca bağlayan avukatlık ve adli sistem mevcuttur. Adalet parayla dağıtılmaktadır.
Askerlikte parayladır. Bakmayın mecburi gönüllü olduğuna. Bakanın şiirindeki gibi en altta ezilenler vardır şiirde, okuyan bakanın kendisinin ve arkadaşlarının çocukları o şiirde yoktur. Halkın çocukları dışında tüm askerler maaşlarını tıkır tıkır alırlar. Onca savaşmayı öğreten savaş okulları varken, o okullardan savaşmayı bilen binlerce genç mezun edilirken nedense terörle mücadelede bu savaş okulunda okuyup savaşmayı bilenler değil bunları emrine verilen bir nevi oyuncak edilen 3 günlük eğitimle terörist köpeklerinin önüne bir parça et gibi atılan gariban türk genci vardır. Ceza olsun diye eline mayın verilen acemi askeri düşünün, onun o anki sıkıntısını düşünün, onun sizin çocuğunuz olduğunu düşünün. O çocuğun bedeli nedir? Arkasını araştıran araştırmacı, soruşturmacı, ahlak timsali bir gasteci gördünüz mü?
Heleki askerlerin kayıt dışı ekonomi ile paraları ceplerine indirdikleri düşünülürse, “Alo çürük hattı” ile bir çığır açmıştır generaller. Dünyada benzeri yoktur. Yamyamlar bile böyle bir başarıyı sağlayamazlar! Onların bedelli askerliğe niye karşı olduklarını apaçık ortaya koymaktadır. Bedelli askerlikten gelecek para 2 milyar tl diyolar. Adam başı 7,500 eurodan bahsediliyordu. Oysa Kayıt dışı olunca bir kişiden dilediğin kadar alıyorsun. mesela 50 bin dolar. 75 bin TL. resmi rakamın 3 katı çürük raporu için veriliyor. demekki bedelli bekleyen 250 bin kişinin 3 te biri çürük raporu için bu parayı veriyorsa gene aynı rakamı buluruz. 2 milyar tl çürük raporu şebekelerine yani muvazzaf generallere gidiyor. Bir nevi örtülü ödenek. Bu generaller bunu tamamen bağımsız yapamazlar. Bu parayı tek başına yiyemezler. O zaman bu para bir örgütün parası gibi. Gayrıresmi işlerde, finansmanlarda kullanılmaktadır. TV kanalı kurulması, törenler düzenlenmesi, basın ve medyaya bahşiş dağıtılması gibi. Türkiyenin şekillendirilmesinde gereken finansman bu şekilde sağlanmaktadır. İllegal örgütlenmelerin tümünün kayıt dışı bir kaynağı vardır. Ergenekon gibi yapılanmalarında kaynağı vardır. Bu da onlardan biridir. Zaten bu suçtan hüküm giyen general duydunuz mu? Sadece çürük raporu alanlar suçlanıyor, olayda suç ortaklığı bile yok. Oysa çürük raporu alanlar GATAnın tezgah’ından geçmiyor mu? Tabip binbaşı, Başhekim, bir kaç albay, generaller… sürüsünün cezaevini boylaması gerekmez mi, böyle bir şeyi onaylamıyorsa genelkurmay suç duyurusunda bulunmaz mı? neden üstünü örtüyor meselenin çünkü konunun tarafıdır, muhatabıdır, suç ortaklarının hamisidir…
Eğer TSK ergenekon gibi örgütlerin parasal kaynağını kesmek isterse “bedelli askerlik” çıkarmak zorundadır. Aksi halde bir numaralı destekçisi, finansörü durumuna düşecektir. Kayıt dışı paranın kaynağı ve hedefini ortaya koymak zorunludur.
Her şeyi parayla olduğu bir ülkede kimsenin bu ülkeye “vatan borcu” yoktur. Ve olsa olsa bu vatanın bu devletin bu ordunun bu millete borcu vardır. Hem can borcu hemde vicdan borcu. TSK darbeci geçmişiyle kamu vicdanında sabıkalıdır. Her ne kadar gözümüzün bebeği desekte.
Ve gün gelecek TSK türk halkından, çaldığı yıllar, yok saydığı haklar, yok ettiği halklar için özür dileyecektir.
Türk milleti olarak haklarımızı, geleceğimizi, Türk kimliğimizi geri almak için ölmek pahasına çalışmak zorundayız. Ülkemizi ve geleceğimizi yabancı okullardan yetişip başımıza geçmiş siyasetçi, yazar, medyacı ile ABD okullarında okuyup başımıza tebelleş olmuş askeri zevata bırakacak değiliz. Gördüğümüz konuştuğumuz sokaktaki herkesin gördüğü ama konuşmadığı, konuşmaktan korktuğu şeylerdir.
Aydınlık günler gelecek. Bir kesimin paranoyasından, paniklemesinden, hırçınlaşmasından çıkan sonuç budur.

belden asagi fikralar
Yorum tarafından Leaftastent — Haziran 7, 2010 @ 6:43 pm |
namus da parayla mı?
parasını veren …
Yorum tarafından yoldan geçen — Ağustos 8, 2010 @ 9:49 am |
Uzun zamandır yeni yazı yazmıyorsunuz…Umarım yakalanmadınız.Saygılar.
Yorum tarafından T.B. — Eylül 15, 2010 @ 8:44 pm |